ADLİYEMİZ                    ATATÜRK VE HUKUK                    ERZİNCAN                   LİNKLER                             İLETİŞİM
 

 
 

Atatürk'ün 01.10.1924 tarihinde TBMM'nin ll. Dönem 2.Yasama Yılını açış konuşması

               "Büyük Millet Meclisinin Sayın Üyeleri, Büyük Millet Meclisinin 6. çalışma yılına giriyoruz. Şerefli üyele­rini saygı ile selamlarım. (Teşekkür ederiz sesleri) Halk yönetimi­nin engellerden arındırılması için yüce Meclisin kabul ettiği ka­nunlar, şimdiye kadar tam anlamı ile büyük bir başarı ile uygu­lanmıştır."

               "Efendiler, adalet reformlarının yerinde uygulanması, işlemle­rin çabuklaştırılmasında ve yargıçlık görevinin değer ve saygınlığının artmasında hemen etkisini göstermiştir. Gerçi, ülkede adli gereksinmelerin sağlanması için, bütün kanunların yürürlü­ğe konması ve özellikle yeter miktarda yargıç ve ikinci derece­deki adli memurların sağlanması uzunca bir zaman alacaktır. Ancak büyük kanunlar yürürlüğe konuncaya kadar, acil değişiklikler ile, genel hayatın bir an önce medeni temellere da­yandırılması gerekmektedir. Bu konuyu yüce Meclis özellikle göz önünde tutmalıdır.

                Şunu da eklemeliyim ki, bu kez çeşitli devlet dairelerinden yü­ce Meclise sunulan kanun tasarıları, genellikle ülke yönetiminin ivedilikle ihtiyaç duyduğu kanunlardır." 

Atatürk'ün Ankara Hukuk Mektebine yazdığı telgraf

        20 Eylül 1925

        Ankara Hukuk Mektebi Tedris Heyeti Reisi

        Mahmut Esat Beyefendiye,

       Ankara Hukuk Mektebinin 15 Eylül 1341 (1925) tarihinde içti­ma eden profesörleri tarafından mezkûr mektep Heyet-i Ted­risiyle Fahrî Riyasetini kabul etmekliğim hakkında olan teklifi, Kemal-i memnuniyetle kabul ettim. Mektebin müstakbel faaliyetinde Türk inkılâp ve medeniyetinin ruhuna muvafık tedrisatta bulunmak suretiyle vatanımıza nâfi olmasını temenni ederim.

                                                                                                                         Gazi Mustafa Kemal

        20 Eylül 1925

        Ankara Hukuk Okulu Öğretim Kurulu

        Başkanı Mahmut Esat Beyefendiye,

       "Ankara Hukuk Mektebinin 15 Eylül 1925 tarihinde toplanan profesörleri tarafından anılan okul Öğretim Kurulunun Onursal Başkanlığını kabul etmem konusundaki önerisini, bü­yük bir memnuniyetle kabul ettim. Okulun gelecekteki çalış­malarında Türk devrim ve uygarlığının ruhuna uygun öğretimde bulunarak vatanımıza yararlı olmasını dilerim."

                                                                                                                                 Gazi Mustafa Kemal  

Atatürk'ün Cumhuriyet Savcılarına Seslenişi 9 Ekim 1925

          Her uygar ve çağdaş devlette olduğu gibi, Türk Cumhuriyeti Adliyesinde de, Cumhuriyet Savcılarını yüksek ve son derece önemli bir görev ve makamın temsilcileri olmak üzere tanırım. Devrim Savcılarının, kendilerine verilen bu büyük görevin önemine uygun olarak gayretli ve çalışkan olmaları konusunu, adliyemizin başarı ve üstünlüğünün en önemli etkenlerinden sayarım. Laik Türk Devrimi, çağımızın uluslara yaşama ve yükselme yeteneğini veren en son ve en uygar ilkelerinin bir ifadesi ve Türk Ulusunun büyük fedakârlıklarıyla sürdürülen ve kazanılan büyük mücadelesinin eseridir. Devrimlerin gerçekleşmesi, kararları ve kanunlarıyla, ulusal irade ve ulusal egemenliğin bir görünümü; bütünü itibariyle de Türk Ulusunun bütün haklarıdır. Devrimlerin her biri, ulusun emeği ve hakkı ile gerçekleşmiştir. Cumhuriyet Savcılarımızın, devrimin gerekleri etrafında, en kıskanç ve uzakları gören hassas nöbetçiler olmalarını, asıl görevlerinden sayarım.

         Türk Cumhuriyeti, ulusun kaderini yıllarca hastalıklı ve korkunç gelenekleriyle, zulüm ve baskının kan ve yangınları içinde sürükleyen saltanat ve hilâfet tarihini yıktı. Bu mücadelenin asıl amaçlarından biri de, zayıf olanları zorbaların baskısından ve entrikacıların âleti olmaktan kurtarmak ve ulusu kendi kaderine sahip kılmaktır. Çağdaş ve uygar bir ulusuz. Ulusumuz, Batı uygarlığı­nı kayıtsız şartsız kabul etmiştir. Hayatta başarılı olmanın tek yolu budur. Yılmaz ve kesin kararlı devrimlerimiz, Türk ulusunun yaradılıştan gelen büyük yeteneğinin gelişmesi ve artırılması için gereken zemini hazırlayarak hızla ilerlemektedir. Yüksek amaca yönelik herhangi bir suikast failinin durmaksızın kovuşturulması ve kovuşturmanın, ulusun bütün hakları tatmin ve tazmin edilinceye kadar, hakim önünde de kaygı ve ısrarla sürdürülmesini ve sonuçlandırılmasını isterim.

          Bütün düşüncelerin üzerinde olan kamu hukuku ve kamu yara­rının korunmasının, devlet ve hükümet gücünün mutlaka sağlanması ve korunmasıyla mümkün olabileceğini önemle hatırlatırım. Cumhuriyette devlet ve hükümet gücü, ulusal irade ve ulusal egemenliğin en kesin ve en temel ifadesi ve görünümüdür. Türk yasalarına dayanan bu yetki ve güce engel olacak en küçük bir girişimin dahi, ulusun egemenlik hakkına açık bir saldırı olarak değerlendirilerek, buna yeltenenlerin mutlaka mahkeme huzuruna çıkarılmasını talep ederim. Özgürlüğü ve yasaları bir alet gibi öne sürerek, ulusun en küçük bir yararını bile tehlikeye atmak hakkına hiç kimse sahip değildir. Devlet halinde yaşayan uygar uluslarda, özgürlük ulusun emrindedir; yüksek yararlarının gerektirdiği şekilde genişletilir, sınırlanır ve belirlenir. Yakın tarihimizde ve eski zamanlarda, dinlerin zorba hükümdarların, rahipler ve çıkar sağlayanların elinde bir baskı aracı olması gibi, çağımızda kesinlikle izin verilemez ve hoş görülemez. Devrime karşı koyan muhalefetin özgürlükten ve yasadan yararlanmaya hakkı yoktur. Bireyin değil, bireylerin tamamını ifade eden toplumun ve devletin yararı her düşünce ve kaygıdan önce gelmelidir. Sınırsız bireysel özgürlük ve kişisel çıkar peşinde olanlar, kendi emellerini, çıkarlarını ulusun yüksek çıkarları ve özgürlüğünden üstün tutanlardır. Sınırsız kişisel özgürlükler, kişisel çıkarlar, uygar ve düzenli toplumları, devletleri yıkarak anarşiyi ve çoğunlukla da zorbalığı yaratır. Anarşi ve zorbalık, doğrunun yanlışa, zayıfın güçlüye yenilmesi sonucunu doğurur. Uygar uluslarda, yasa ve özgürlük, yüksek çıkarların korunması için düzenlenir ve kabul edilir. Çağdaş devlet kurmaya ve bu kuruluştan yararlanmaya karar veren toplumlarda, bu kesin bir şart ve zorunluluktur. Birey yok, toplum vardır. Zorbalık ve monarşiyle yönetilen ülkelerde, yasa ve özgürlük bir kişinin veya sınıfın emellerini sağlamaya yarayan bir araç olur. Göçebe veya ilkel topluluklarda, toplum değil kişinin çıkarları vardır.

          Halkçılık esaslarına dayanarak yönetilen bir ülkede, düzenin diğer her yönetim şeklinden daha fazla önem ve ısrarla kurulması ve geliştirilmesi gerekir. Bu kuralın, çağımız uygarlığının başarı sırlarından en önemlisi olduğunu hatırlatırım. Halk yönetiminin, ancak bu şekilde başarıya ulaşacağından ve insan haklarının ancak bu yoldan korunabileceğinden asla kuşku duyulmamalıdır. Düzen ve işleyiş, halk cumhuriyetlerinde, ulusal egemenlik ve ulusal çıkarlar gibi en yüksek yetkinin bir gereğidir. En son hukuk kurallarına dayanan bu gerçekleri, Türkiye Cumhuriyeti Savcılarının, bir an için bile gözden uzak tutacaklarına ihtimal vermem.

          Yasalarımızın uygulanmasında, bu yönlerin önemle ve mutlaka dikkate alınmasını talep ederim. Savcılarımızın, kovuşturmak ve açmak zorunda oldukları ceza davaları, mahkeme huzurunda, her türlü delille aydınlatılacaktır. Cumhuriyet Savcılarının bu konuda yapacakları açıklamaları, kamu hukuku adına istenen ceza, suç ve sanık hakkında kamuoyunun aydınlatılması için ve verilecek hükmün niteliğine ilişkin açık bir fikir edinilmesini sağlamak için gerekli bulurum. Davaların Yargıtay'ca incelenmesi sırasında da, bu konunun büyük kolay­lık sağlayacağı açıktır.

         Savcılık, karar değil, dava makamıdır. Yargılama sırasında ve duruşmada, savcılarımızın kendilerini herhangi bir davanın taraflarından sayarak ısrarla açıklamaları ve görüşlerinin kabul edilmesini ve desteklenmesini sağlamak için, tüm tarihsel ve yasal araç­lardan yararlanmayı ihmal etmemeleri gerekir. Kamu Hukuku adına ortaya koyduğu bir talebin desteklenmesini sağlayamamanın, bir Cumhuriyeti Savcısı için övünülecek bir konu olamayacağını hatırlatmak isterim.

         Cezaevlerinin haftada bir mutlaka denetlenerek, yargılama olmaksızın tutuklu kalanların, kısaca nedenleriyle birlikte derhal en yakın müfettişliğe ve Adalet Bakanlığına bildirilmesi gerekir. Bir soruşturmanın başlatılabilmesi ve sürdürülebilmesi için bir şikayet veya zabıtanın bildirimi beklenecektir. Duyuma dayanarak soruşturmaya başlanarak, herhangi bir olayla ilgili olarak merciinden bilgi alınarak gerçeğin aydınlatılması ve konunun ilgi ve dikkatle izlenmesi, kamu hukuku ve kamu güvenliğinin esenliğini sağlamak bakımından çok önemlidir.

          Türkiye Cumhuriyetinde kimsesiz bir birey yoktur. Cumhuriyet, böyle bir kavramı asla kabul edemez. İnsan hakları, yasalarımızın güvencesi altındadır. En güçsüz ve en kimsesizlerin yardımcısı devlet ve onun kamu hukuku temsilcileri plan Cumhuriyet Savcılarıdır. Kendilerini kimsesiz görenlerin, yanlarında her an haklarını aramakla görevli Cumhuriyet Savcıları bulunduğunu asla unutmamaları ve bundan emin olmaları gerekir. Zayıf ama haklı olanların en güçlü durumda olmaları, adliyemizin en belirgin özelliği ve ülküsüdür. Cumhuriyet Adliyesinin yükselmesini bir onur meselesi saydıklarından hiç kuşku duymadığım çalışma arkadaşlarıma bu onurlu görev alanında mutlak ve muhakkak olan başarılarını coşkuyla dilerim efendim.

Türk kadınına seçme ve seçile hakkı verilmesine dair kanun üzerine

            "Türkiye Büyük Millet Meclisi 5 Aralık 1934'te Türk kadınına milletvekili seçme ve seçilme hakkını vermiştir. Bu karar hakkında Atatürk kendi el yazısı ile şöyle demektedir:

            Bu karar Türk kadınına sosyal ve siyasî hayatta bütün milletlerin üstünde yer vermiştir. Çarşaf içinde; peçe altında ve kafes arkasındaki Türk kadınını artık tarihlerde aramak lâzım gelecektir.

            Türk kadını evdeki medenî mevkiini salâhiyetle işgal etmiş, iş hayatının her safhasında muvaffakiyetler göstermiştir. Siyasî hayatta belediye seçimlerinde tecrübesini yapan Türk kadını, bu sefer de mebus seçme ve seçilme suretiyle haklarının en büyüğünü elde etmiş bulunuyor. Medeni memleketlerin bir çoğunda, kadından esirgenen bu hak,bugün Türk kadınının elindedir ve onu salahiyet ve liyakatle kullanacaktır.

Atatürk'ün hazırladığı Anayasa değişikliği tasarısı

           "Lozan Barış Anlaşmasının imzasından sonra Mustafa Kemal Paşa, Özel Kaleminde memur olan ve kişisel güvenini kazanmış bulunan Hasan Rıza Soyak'ı çağırarak bir kaç küçük kağıt parçasını vermiş ve şöyle demiştir: "Bunları al, müsvedde halindedirler, beyaz edeceksin. Yazılar karışıktır, dikkat et, okuyamadığın veya anlayamadığın yer olursa bana sorarsın. Bunları şimdilik yalnız sen ve ben bileceğiz; amirlerine dahi bahsetmene lüzum yoktur".Hasan Rıza Soyak, Mustafa Kemal Paşanın kullandığı küçük bir not defterinden koparılmış ve onun el yazısı bulunan bu sahifeleri okuyunca bunların 20 1.1921'de kabul edilen Teşkilâtı Esasiye Kanununun devlet şekline ait maddelerini değiştiren ve Türkiye Devletine, "Cumhuriyet" şeklini kazandıran taslak olduğunu görmüştür. Mustafa Kemal Paşa tarafından hazırlanan metin aynen şöyledir :

           "Türkiye Devletinin hükümet şekli Cumhuriyettir".

           "Türkiye Devleti Büyük Millet Meclisi tarafından idare olunur",

           "Meclis, hükümetin inkısam ettiği (bölündüğü) idare şubelerini, İcra vekilleri vasıtasıyla idare eder".

           "Türkiye Cumhur reisi, Umumî Heyet tarafından, Türkiye Büyük Millet Meclisi azası meyanından bir intihap devresi için seçilir. Reisin vazifesi yeni Cumhur reisinin intihabına kadar devam eder. Tekrar intihap olunmak caizdir.Türkiye Cumhur reisi, devletin reisidir; bu sıfatla lüzum gördükçe Büyük Millet Meclisine ve Vekiller Heyet/ne riyaset eder".

           "Başvekil, Cumhur reisi tarafından ve meclis azası arasından in­tihap olunur. Diğer vekiller, Başvekil tarafından yine Meclis azası arasından intihap olunduktan sonra heyeti umumiyesi, Cumhur reisi tarafından Meclisin tasvibine arz olunur. Meclis içtima halinde değilse, tasvip işi meclisin içtimaına talik olunur"

Düzenleyen : Serhat Ekrem GÜLTEPE - ( Zabıt Katibi )

GERİ